YAZILAR ...

 

Saim Erken

Kaya Özsezgin

Turgay Kantürk

Levent Çalıkoğlu

Sezer Tansuğ

 

"YABANCI" Sergi Kataloğundan

SAİM ERKEN, 2007

 

Şehir yaşamının ve iş ortamının ağır yapısından çıkan insanlar doğada kendileriyle ağır bir hesaplaşma içine düşerler. Yaşamda beklentilerimizin neler olduğu ile hesaplaşmalardır bunlar. Önümüzde duran manzaraya karşı kısa bir süre duraklar o yabancı mekanda dünyayı daha net anlamaya ve tanımaya çalışırız. O mekandan ayrılıp tekrar şehrin rutin yaşamına dönüldüğünde bütün endişeler ve sorgulamalar kaybolur gerçek manzaraya özlem o zaman başlar. Burada manzara bireyin kendisiyle hesaplaşacağı derin bir boşluk oluşturmaktadır.

 

Resimlerimdeki figürler objektiften gözlemleniyormuş gibi seçilerek yalın ve süslemesiz bir anlatımla oluşturuluyor. Sahil yolunda, kırda ve şehrin ortasında olan tesadüfen karşılaşmalar resmin ‘an’ duygusunu güçlendirmektedir. Figürlerin sessiz ve yalnız duruşları, duygularını yansıtacak hareketlerden kaçınıyor oluşları, nereye gittikleri ile ilgili belirsizlik resmin bütün yalınlığına rağmen bir melankoli ve gerilim ortamı oluşturmaktadır. Her bir resim yaşanmış bir deneyimin içeriğini oluşturuyor. Bireysel anlar, umutlar, mutluluklar, hüzünler bazen bir resmin içine, kalabalık üzerine serpiştirilmişlerdir. Resimde rengin gücünü sorgulamak, figürü leke düzleminde çözümlemekten yana çalışmalar yapıyorum. Durağan görünen figürler belli bir leke ortamını da denetleyerek resmin plastik zenginliğini oluşturmaktadır. Resimlerimde doğadan kopan insanların kendilerine ve çevresine yabancılaşmasıyla oluşan kompozisyonlar boyuyorum.            Başa Dön

“Doğa, Kent ve İnsanlık Halleri” Sergi Kataloğundan

KAYA ÖZSEZGİN, 2003

 

Saim Erken yeryüzü gerçekliğine ilişkin olguları bir fotoğraf makinasının objektifinden gözlemliyormuş gibi, duru ve süslemesiz, yalın bir anlatımla taşıyor tuvallerine. Bir kır ortamında gezintiler, sohbetler, sahil yolunda akşam karşılaşmaları, bekleme salonları, kimsenin kimseyi pek de gözlem açısı içine almadığı olası seyirler, Saim Erken’in resimlerinde birer “enstantane” olarak girer tuval yüzeylerine. Her şey, olabildiğince durgun ve abartısızdır. Suskunlukları bedenlerine yansımış insanlar, sanki kurgulanmış birer robot gibi, duyu dünyalarını bilinçlerinin arkasına iterek, ayakları onları nereye götürüyorsa, o yöne giderler, rastlantıyla da olsa karşılaşmaktan tedirgin olmazlar. Çünkü bu karşılaşma, bir tür yaşam retoriğidir, onu fazla da ciddiye almaya gerek yoktur. Ancak bir kulisten bakıldığında, insan davranışları, ona yönelik gözlemi haklı ve gerekli kılacak boyutlarla da donanımlı olabilir. Birer karanlık çağ mitosu oluşturmak ister gibi, bu davranışların özüne inildiğinde, kayıtsızlığın ve umursamazlığın aslında bir çeşit maskeleme çabasından kaynaklandığı hemen görülebilecektir.

 

Bütün bu özellikleriyle Saim Erken, analoji kökenli bir “psikodram” parodisi kurmakta ve resimlerindeki insan manzaralarını bu parodinin hem gerçek hem de kurmaca yapısı içinde ele almakta ve izleyiciye bu açıdan yansıtmaktadır. Tepki göstermeye koşullanmış izlenimi veren insan grupları bizi yanıltmamalı gene de; bu tepkisizlik, usul usul kazanılmış bir yaşam deneyimini bir çırpıda harcayıvermeyip saklı tutmanın bir işareti olarak da alınabilir.                                           Başa Dön

 

8. İstanbul Sanat Fuarı - Passion Sanat Galerisi Sergi Kataloğu TURGAY KANTÜRK, 1998

Gün, Figürün . . .

“Saim Erken figürleri, birer görünüm olmaktan çıkıp, sanki kodlanmaya karşı çıkarak, ressamın onlara yüklendiği kimliksiz figür kişiliklerine isyan ediyorlar. Düzenleme kaygısının çokça kendisini duyumsattığı dönemlerde oldukça geniş bir panoramik gözlükle figürlerini birer leke olarak tuvaline yerleştiren Saim Erken, son çalışmalarında daha ayrıntılı bir kesiti tuvalin merkezine yerleştiriyor ve belli bir desen anlayışını da önce çıkararak, tekli ya da üçlü figür düzenlemeleri yerine, çoklu figürlere yöneliyor; kadrajı biraz daha daraltarak. Yüzleri, davranışları ve konumları itibariyle bir düzenlemenin önüne geçen, boyanın ve desenin gücüyle tuvalde yer edinen figürler, ima eden varlıklar olmaya dönüşüyorlar artık. Tavırları giderek ifade ve ima kazanan bu figürler öykülemeden uzak durmaya, belirsiz bir kesit olmaktan çıkarak yaşamın belli bir anı’nı yeniden üretmeye/yaratmaya aracılık ediyorlar. Figürlerin nerdeyse birer nesne görünümüden kurtulup gerçek nesnelerle ilişkiye geçtiğini görmek de olası. Kimi resimlerinde dondurulmuş an izlenimi,tuvalde yer alan figürlerden birini deklanşöre basarken resmedilişiyle hareketlilik kazanıyor; an’ı bellekte yaşanan bir zamana dönüştürüyor. Yaşanan ve kurgulanan arasındaki pamuk ipliği Saim Erken’in çalışmalarında sessizce kendini duyumsatıyor. Sahnelemenin zaman zaman düzene müdahale ettiği yerleştirmelere tanık oluyoruz.”                                                         Başa Dön

Milliyet Sanat Dergisi - 15 Ocak 1998 Sayı:424

LEVENT ÇALIKOĞLU

“Saim Erken, izleyiciyi zor koşmayacak, kolay etkileyen bir resim düzeninden önce, plastik etki ve biçimlenişin gözönünde bulundurulması gerektiği kaygısıyla tuval karşısına geçen bir sanatçı. Bu yüzden de tuvalleri izleyicisine içerik konusunda hiçbir ipucu sunmuyor. Yüzeyde kurgulanan herşey bilindik nesne ve hacimlerden oluşmasına rağmen bu imgeleri net olarak herhangi bir dünyaya yerleştiremeyiz. Her şey zamansız ve mekansız bir platformun güdümündedir. Gerçeküstü bir atmosferin verileri izleyiciyi şaşkınlığa sürürler. Fakat Erken için esas geçerli olan, bu plastik biçimler arasındaki yüzey ve derinlik ilişkisidir. Hemen hemen her resimde adeta yüzeye yama edilmiş izlenimi sunan geniş hacimler yer alıyor. Bu yüzeylerde ise sanatçı için sembolik içerikler taşıyan nesneler bulunuyor. İzleyicisinin fotoğrafını çeken bir figür, selvi ağacı, çiçek yağrağı vb.gibi. Bu esnada yüzleri belirgin olmayan figürler de kompzisyon içerisinde diğer parçalarla arasında geçecek olan hassas ilişkiyi sağlamlaştırıyor.

Figürlerinde beligin bir karakter özelliği sunacak fiziki unsurlara yer vermeyen sanatçının amacı, figürlerini idol haline getirmemek. Türk resminde neredeyse pentürün kendisiyle özdeşleşen bu tutum, Saim Erken’in resim yapma mantığına uygun olmayan bir gelişim. Onun için önemli olan figür değil, resmi resim yapan bütün unsurların bir arada düzenlenmesidir.”                                                                                       Başa Dön

1. Kişisel Sergi (Teşvikiye Sanat Galerisi) Sergi Kataloğu

SEZER TANSUĞ, 1993

“Figür problematiğinin leke düzleminde çözümlendiği ancak gene de resimsel biçim ve renk patlamalarına reel izlenimlerin feda edilmediği devingen, kıpırtılı görünümler…”

“(…) Figür resmine güncel bir boyut araştırmanın, deyim yerinde ise figürün yerel kaynağını irdeleyip renk katmanlarını zorlayan bir figür gücüne yeniden tanık olmanın genç sanatçı Saim Erken’le de bir ilintisi kurulabilmektedir. Günümüzde resim sanatının yerel Türk ortamına düşen sorumluluk cephesindeki genç kişilikler, koşulların taşıdığı yoksunlukları sahici ve onurlu bir görsel varlığa dönüştürmenin çabası içindedirler.

Saim Erken’in resimleri figür problematiğinin leke düzlenimde çözümlenmek istendiği, ancak gene de resimsel biçim ve renk patlamalarına reel izlenimlerin feda edilmediği devingen, kıpırtılı görünümler taşıyor oluşumlarına katılım temposundadır. Durağan bir figür temposunun, peysaj ya da enteriyör , ne olursa olsun devinimli bir leke ortamını denetleyerek, bu ortama denge unsuru katmasını bu resmin bir dilemması, bir ikilemi saymak mümkündür. Saim Erken’de üslup olgusunun deneyim kazanılmış bir sürece dönüşmesi, figüratif bir oluşum gerçeğinin, kendi organik hedefleriyle buluşmasını değil, resimsel ortamın tasarım kurgusunu belirlemesini öngörmektedir. Saim Erken’de üslupçu kişiliğe çözüm aranan örneklerin düzene egemen iri figüratif biçimlerle ilintili olması da zorunluluğun bir göstergesidir.

Saim Erken’in İnsan figürünü resim yüzeyinin egemen unsuru haline getiren her girişim, içerik sorununa farklı bir iz düşürmenin yolunu arar ve bu bağlamda yiter ya da yücelir. Belli belirsiz bir anlatım, Saim Erken’de de figüre ilişkin form güçlerinin, resimsel ortamı belirleyen kıvrak, dönenceli, girişken renk resminde figüratif formasyonun, düzen duyarlılığının merkezini giderek daha çok belirleyen bir eksen oluşturabileceğini düşünüyor ve böyle bir sürece uygun olarak devinimli leke oluşumlarıyla figür ekseni arasında dolaysız bağlantıların artacağı kanısını taşıyoruz(…)”                                                            Başa Dön